Edinburgh’de 10 film
can
can
| 04-09-2026
Eğlence Ekibi · Eğlence Ekibi
Bu yılki Edinburgh Uluslararası Film Festivali, Borges’ten BDSM’ye, baleden korkuya uzanan dikkat çekici yapımlarla öne çıkıyor.

İskoç sinemasından güçlü seçki

Edinburgh Uluslararası Film Festivali, bu yıl da sağlıklı ve üretken bir İskoç sinema sektörünün izlerini taşıyan geniş bir seçki sunuyor.
Festival programında edebiyattan dansa, gerçek suç hikâyelerinden cinselliğe uzanan birbirinden farklı yapımlar yer alıyor.
Mission
Paul Wright’ın yeni filmi Missionda George MacKay, son derece yoğun bir performans sergiliyor. MacKay, Dylan adlı sorunlu bir restoran çalışanını canlandırıyor. Dylan, anlamsız bir kurumsal “performans değerlendirmesi” sırasında kontrolünü kaybediyor ve ardından kendi geçmişine doğru ilerleyen, acı ve şiddetle örülü bir umutsuzluk yolculuğuna çıkıyor.
Borges and Me
İskoç edebiyat tarihinin yarı efsanevi anlarından biri, 1971 yılında yaşanan sıra dışı bir yolculukta hayat buluyor. Arjantinli büyük şair ve yazar Jorge Luis Borges, genç ve beceriksiz bir doktora öğrencisi tarafından İskoçya’nın Highlands bölgesinde kaotik bir tura çıkarılıyor. Görme engelli Borges, çevresinde olup biten her şeyin kendisine anlatılmasını istiyor. Jay Parini’nin kitabından uyarlanan bu sıcak ve sevimli komedide Borges’i Şilili komedi oyuncusu Luis Gnecco canlandırıyor.
Edinburgh’de 10 film
Snapshot
Siyah-beyaz ve titreşimli görüntüleriyle dikkat çeken bu yaramaz kara komedi-korku filmi, sinemanın sanılandan çok daha önce icat edilmiş olabileceği fikri üzerine kuruluyor.
Gizemli bir Viktorya dönemi mucidinin, sinemayı herkesten önce keşfettiği ve hatta dudak senkronlu sesi balmumu silindire kaydetmenin bir yolunu bulduğu öne sürülüyor. Kamera ekibi ise Jack the Ripper’ın kimliğini ortaya çıkarmaya yönelik girişimleri konu alan, duvardaki sinek gibi gözlemci bir gerçek suç belgeseli çekiyor.
These Violent Delights
Scottish Ballet, Shakespeare’in <i>Romeo ve Juliet</i> eserini etkileyici ve dönüştürücü bir dans yorumuyla yeniden ele alıyor. Bale; sert, atletik, karmaşık ve duyusal bir yapıya sahiptir. Bu, sahne önünde kaydedilmiş klasik bir bale gösterisi değil. Film, kendine özgü teatral dünyasını yaratıyor ve eseri son derece izlenimci bir anlatımla sıkıştırarak yeniden yorumluyor. Performans ise güçlü bir bağlılık ve stil duygusuyla sahneleniyor.
Pretty Babies
Hollywood’un karanlık yüzü, utanç ve seks işçiliği ile gösteri dünyası arasındaki ilişki, ilk uzun metrajlı filmini çeken yönetmen Tyler-Marie Evans’ın bu sert dramasının merkezinde bulunuyor.
İki genç kadın, ünlü olma hayaliyle baskıcı memleketlerinden kaçıyor ve Los Angeles sokaklarının şöhret ve zenginlikle döşeli olduğuna inanıyor. Ancak kısa süre içinde kendilerini seks endüstrisinin tam ortasında buluyorlar.

Gerçek bir okul skandalının izinde

The Education of Jane Cumming
Alman yönetmen Sophie Heldman, 19. yüzyıl İskoçya’sında yaşanan gerçek bir hakaret davasını konu alan son derece açık sözlü ve zeki bir film sunuyor. Söz konusu dava, eşcinselliğe karşı önyargıların güçlü olduğu bir dönemde lezbiyen olmakla suçlanan iki kadın öğretmenin hikâyesine dayanıyor ve The Children’s Hour eserine de ilham vermişti.
Filmde Fiona Shaw, kibirli bir İskoç aristokratı olarak dikkat çekici bir konuk performans sergiliyor.

Kâbus gibi bir otel

Her Private Hell
“Karanlığın ustası” Nicolas Winding Refn, Norman J Warren’ın aynı adlı 1960’lar İngiliz pulp korku filmine farklı bir yorum getiren tuhaf bir fantaziyle geri dönüyor. Hikâye, halüsinasyon ile hafıza arasındaki içsel dünyayı andıran, kâbusvari bir otelde geçiyor. Film yapımının tartışıldığı bu mekân, gerçeklik algısını sürekli bulanıklaştırıyor. Refn, yapımı yavaş ve hipnotik bir dönüşle ilerleyen, zehirli ve tuhaf bir atmosferin içine taşıyor.
Queen at Sea
Tom Courtenay ve Anna Calder-Marshall, demans, bakım sürecinin son aşamaları ve hasta kadar savunmasız hâle gelen eş-bakıcının vermek zorunda olduğu kararları konu alan bu dramada son derece güçlü ve ödüllü performanslar sergiliyor. Tiyatro tarihçileri açısından Courtenay ve Calder-Marshall’ın birlikteliği ayrıca anlamlı olabilir. İkili, 1968 yılında sahnede Hamlet ve Ophelia rollerini birlikte oynamıştı.

Bruce Dern ile beyazperde anıları

Northbound / In Conversation: Bruce Dern
Hollywood efsanesi Bruce Dern’ü hem beyazperdede hem de sahnede canlı görmek, festivalin kaçırılmaması gereken etkinliklerinden biri. Silent Running, Coming Home ve Nebraska filmlerinin ikonik yıldızı, kariyerini ve yaşamını anlatmak üzere sahnede izleyicilerle buluşacak.
Dern’ün yeni filmi Northbound da festival programında gösteriliyor. Filmde Dern, bakımevinde yaşayan yaşlı bir düzenbazı canlandırıyor. Karakteri, bakımevinden kaçıp Kanada’ya doğru özgürlüğe ulaşmak için titiz ve kurallara bağlı torununu kendisine yardım etmeye ikna ediyor.
Edinburgh’de 10 film

BDSM ve neo-noir buluşması

I Want Your Sex
Mysterious Skin ve Kaboom filmlerinin yönetmeni, yeni queer sinemanın önde gelen isimlerinden Gregg Araki, bu kez sınırları zorlayan ve BDSM’yi olumlayan bir neo-noir hikâyeyle geliyor. Olivia Wilde, siyahlar içinde dolaşan çağdaş sanatçı ve erotik kavramsalcı Erika rolünde. Erika’nın, Cooper Hoffman’ın canlandırdığı göz alıcı asistanı, ilham perisi ve astı Elliot ile karmaşık bir ilişkisi bulunuyor.

Festival tarihleri

Edinburgh Uluslararası Film Festivali, 13-19 Ağustos tarihleri arasında düzenleniyor.