Norveç’in Dağlık Süt Yolu

· Seyehat Ekibi
Norveç'in güneyindeki Valdres bölgesi, Jotunheimen Milli Parkı'nın çevresine uzanan etkileyici bisiklet rotalarıyla macera arayanların yeni duraklarından biri haline geliyor.
Bölgedeki en dikkat çekici güzergâhlardan biri Mjølkevegen, yani “Süt Yolu”. Vinstra'dan Gol'a kadar uzanan yaklaşık 250 kilometrelik rota, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından dağlardaki çiftliklerle aşağıdaki yerleşimleri birbirine bağlamak ve artan taze süt ihtiyacını karşılamak amacıyla geliştirildi.
Hayvancılık bölgede hâlâ sürse de rota son yıllarda özellikle asfalt dışı yollarda ve patikalarda ilerlemeyi seven gravel bisikletçilerin ilgisini çekiyor.
Macera Ruten Fjellstue’de başlıyor
Gezinin başlangıç noktası, kışın kayak, yazın ise yürüyüş ve bisiklet için kullanılan geleneksel bir konaklama tesisi olan Ruten Fjellstue. Vadiye tepeden bakan tesis, İskandinavya'da sıkça görülen demir oksit esaslı kırmızı boyasıyla dikkat çekiyor. Üçüncü kuşak işletmeciler Berit ve Arthur, konuklarını ev yapımı yemeklerle karşılıyor. Bisiklet yolculuğunun enerjisi ise yalnızca akşam yemeklerinden gelmiyor.
Kahvaltı büfesinde hazırlanan sandviçler, ekşi krema ve orman meyveli waffle'lar ile tarçınlı çörekler rotadaki bisikletçilerin temel yakıtını oluşturuyor. İlk gün başlangıçta rahat bir inişle geçse de yol kısa süre sonra engebeli bir patikaya dönüşüyor. Geçici yol kapanması nedeniyle dağlık bir güzergâha yönelmek zorunda kalan bisikletçiler, yeni rotanın zorluğuyla karşılaşıyor.
Göller, zirveler ve sessiz yollar
Vinstre Gölü'ne doğru inerken Jotunheimen dağları manzaraya hâkim oluyor. Kuzey Avrupa'nın en yüksek dağ silsilesi olarak tanımlanan bu bölgenin önünde, uzaklara uzanan dar bir yol bulunuyor. Turkuaz renkli gölün kıyılarında kırmızı ve sarıya boyanmış küçük ahşap çiftlik evleri göze çarpıyor. Bazılarının çatılarında ise kışın yoğun karına karşı koruma sağlayan çimler bulunuyor. Lake Bygdin kıyısındaki Bygdin Høifieldshotel'de verilen burger molasının ardından bisikletler bu kez M/B Bitihorn feribotuna taşınıyor. M/B Bitihorn, gölde bir asırdan uzun süredir düzenli olarak hizmet veriyor. Tekne yolculuğu sırasında Øystre Torfinnstinden ve Galdebergtinden zirveleri geçiliyor. Dik yamaçlardan aşağı süzülen şelaleler, gölün çevresindeki dağ manzarasına eşlik ediyor.
Günde 75 kilometrelik mücadele
Rota boyunca yolların neredeyse tamamı araç trafiğinden uzak. Ancak bu durum bisikletçilerin tamamen rahat olduğu anlamına gelmiyor. Dağ yollarına çıkan koyunlar zaman zaman güzergâha girerek sürücüleri ani manevralara zorluyor.
Üç günlük yolculukta günde yaklaşık 75 kilometre pedal çevriliyor ve ortalama 1.500 metre tırmanış yapılıyor. Ancak Mjølkevegen'i deneyimlemek için bu tempoya ayak uydurmak gerekmiyor.
Daha kısa etaplar seçilerek bölgedeki küçük aile işletmelerinde daha fazla zaman geçirilebilir, yürüyüş rotaları eklenebilir veya elektrikli bisiklet kiralanabilir. Ana güzergâhı rehbersiz takip etmek de mümkün ve rota genel olarak iyi işaretlenmiş durumda. Daha zorlu sapaklarda ise rehber desteği öneriliyor.
Eski kiliseler ve trol hikâyeleri
Rotanın ikinci gününde Øye köyünde bulunan tarihi Øye Stave Kilisesi ziyaret ediliyor. Ülkede ayakta kalan yalnızca 28 ahşap direkli kiliseden biri olan yapı, 11. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş. Kilisenin yerine 1747'de başka bir yapı yapılmış, eski kilise ise 1930'larda yapılan yenilemeler sırasında döşemelerin altında parçalanmış halde bulunmuş. Daha sonra yeniden birleştirilerek gölün kıyısındaki bugünkü konumuna taşınmış. Yolculuk ilerledikçe bölgenin doğası kadar yerel efsaneler de maceraya renk katıyor. Rehber Glenn, dağın yükseklerinde bulunan üçgen biçimli bir mağarayı göstererek bölgenin trol hikâyelerinden söz ediyor.
Yerel inanışa göre dağlarda uyuyan troller yüzlerce yıl boyunca hareketsiz kalabiliyor. Smådalen platosuna ulaşıldığında ise manzara yeniden değişiyor. Yabani çiçeklerle kaplı alan, kar sınırının üzerine yükselen sarp zirvelerle çevrili. Bölgede geyikler de yaşıyor ancak bisikletçilerin inişlerde çıkardığı sesler onları uzak tutuyor.
“Tek yol yukarı”
Son gün hava koşulları sertleşiyor. Mjølkevegen'in deniz seviyesinden 800 ila 1.300 metre yükseklikte bulunması nedeniyle hava kısa sürede değişebiliyor. Slettefjell dağ geçidinin eteklerine ulaşıldığında şiddetli yağmur başlıyor. Küçük bir kafede waffle molası verildikten sonra asıl mücadele başlıyor. Önlerinde yalnızca 6 kilometrede 600 metrelik bir yükselti bulunuyor. Tırmanış boyunca geriye kalan tek hedef bir sonraki viraja ulaşmak oluyor. Zirveye çıkıldığında ise yol yeniden düzleşiyor. Bulutlar dağların görünümünü değiştirirken kayalık oluşumlar bu kez trol heykellerini andırıyor. Ardından uzun ve hızlı bir iniş başlıyor.
Kazanılmış manzaralar
Norveç'in bu bölgesinde oteller genellikle vadilerin tabanına değil, daha yüksek noktalara kuruluyor. Bunun nedeni basit: Herkes manzara istiyor. Bisikletçiler açısından bunun anlamı ise günün sonunda bile birkaç kilometrelik ekstra tırmanış yapmak. Yorucu olsa da zirveye ulaşıp konaklama tesisine vardığınızda manzaranın değeri daha da artıyor. Mjølkevegen'in sunduğu deneyim yalnızca kilometrelerden oluşmuyor. Tarihi çiftlikler, yüksek dağlar, turkuaz göller, sessiz yollar ve küçük dağ otelleri, eski bir süt taşıma güzergâhını başlı başına bir maceraya dönüştürüyor. Çünkü bu rotada en güzel manzaralar, gerçekten hak edilerek kazanılıyor.