Gizli Doğa

· Seyehat Ekibi
Güneş yüksek ağaçların arkasında kaybolurken kamp ateşinin üzerinde dört alabalık ağır ağır pişiyor.
Gurghiu Dağları’nda yüzyıllardır kullanılan geleneksel yöntemle hazırlanan balıkların kokusu, 1.550 metre yükseklikteki sessizliğe karışıyor.
Burada kuş sesleri dışında neredeyse hiçbir şey duyulmuyor.
Transilvanya denince çoğu kişinin aklına vampirler, sisli kaleler ve Drakula efsaneleri geliyor. Ancak Romanya’nın Doğu Karpatları’nda yer alan Harghita bölgesi, bu klişelerin çok ötesinde bir deneyim sunuyor. Yoğun ormanlar, yüksek dağlar, ayılar, göller ve insanlardan uzak vadiler, bölgeyi doğayla baş başa kalmak isteyen aileler için dikkat çekici bir rota haline getiriyor. Bölgeyi bilen Samir Teslovan için dağlara çıkmak adeta ruhunu yenilemek anlamına geliyor. Ona göre burası insanın kendisini özgür hissettiği, şehrin gürültüsünden uzaklaşabildiği bir yer. Harghita’nın en dikkat çekici özelliklerinden biri de hâlâ uluslararası turistlerin büyük bölümünün burayı keşfetmemiş olması. Ziyaretçilerin yaklaşık yüzde 85’inin Romanya içinden gelmesi, bölgenin ne kadar sakin kaldığını gösteriyor.
Alplerden Daha Uygun Fiyatlı Bir Macera
Harghita’da bir tatil, Dolomitler veya Fransa ve İsviçre Alpleri’ndeki benzer bir seyahate kıyasla çok daha uygun maliyetli olabiliyor. Üstelik burada kalabalık turist gruplarıyla karşılaşma ihtimali de oldukça düşüktür. Bölgenin tarihsel ve kültürel yapısı da seyahate ayrı bir karakter kazandırıyor. Harghita, geçmişte Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun bir parçasıyken Birinci Dünya Savaşı sonrasında Romanya’ya katıldı. Günümüzde bölge nüfusunun önemli bölümünü Macar kökenli Székelyler oluşturuyor. Bu kültürel miras günlük yaşamda da hissediliyor. Evlerin önündeki geleneksel ahşap kapılar, Macar mutfağından gelen gulaş ve kürtőskalács gibi tatlılar bölgenin kendine özgü atmosferini güçlendiriyor.
Ormanların İçinde İlk Durak
Brașov’dan kiralık araçla kuzeye doğru ilerleyen aile, Bran Kalesi ve Drakula turizminin yoğun olduğu bölgelerin tersine bir rota izliyor. Yol boyunca at arabaları kullanan çiftçiler, gümüş renkli kuleleri olan kiliseler ve elektrik direklerinin üzerine yuva yapan beyaz leylekler görülüyor. İlk konaklama noktası Sâncrăieni’deki Organicle Lodge oluyor. Ormanlarla çevrili sakin kulübede geniş bir salon, mutfak ve ladin ağacından yapılmış üst kat yatak odası bulunuyor. Dört yaşındaki çocuk bahçede ev sahiplerinin kedileriyle oynarken aile de ahşap terasta dinleniyor. Yakındaki Sfânta Ana Gölü, yani Saint Anne Lake, bölgenin önemli doğal güzelliklerinden biri. Romanya’nın tek volkanik gölü olan bu yerde önce Mohoş Turba Bataklığı keşfediliyor, ardından ormanlarla çevrili gölde tekne gezisi yapılıyor.
Ayılarla Karşılaşma
Harghita’nın en heyecan verici özelliklerinden biri vahşi yaşamı. Bölge, Avrupa’daki en yüksek ayı yoğunluklarından birine sahiptir. Gezinin en unutulmaz anlarından biri ise özel bir gözlem alanında dört ayının beslenmesini izlemek oluyor. Ancak asıl etkileyici karşılaşma yolda gerçekleşiyor. Ormanın kenarında bir anne ayı ve yavrusu görülüyor. İkili yol kenarında ilerlerken havayı koklayarak çevreyi kontrol ediyor. Bu tür karşılaşmalar bölgenin ne kadar vahşi olduğunu açıkça gösteriyor. Ayıların yanı sıra kurtlar ve vaşaklar da bu geniş ormanlarda yaşamını sürdürüyor.
Kızıl Göl ve Bicaz Boğazı
Kuzeye doğru devam eden yolculukta Lacu Roșu, yani Kızıl Göl çevresine ulaşılıyor. Burada kırmızı sardunyalarla süslenmiş Vila Adela, aile için birkaç günlük sakin bir konaklama noktası oluyor. Ardından rota Bicaz Boğazı’na uzanıyor. Devasa kaya duvarlarının arasından ilerleyen yol, bölgenin en etkileyici manzaralarından birini ortaya çıkarıyor. Yol üzerinde Orta Çağ’dan kalma Lázár Kalesi de ziyaret ediliyor. Toplița’ya ulaşıldığında ise doğa fotoğrafçılığı ve yaban hayatı turları düzenleyen Samir ve oğlu David ile tanışılıyor.
Dağlarda Geleneksel Bir Akşam
Gurghiu Dağları’nda yapılan yürüyüş sırasında ağaçların arasından süzülen güneş ışığı ve vahşi hayvanların izleri, bölgenin doğal karakterini gözler önüne seriyor. Günün sonunda yakılan kamp ateşinde alabalık hazırlanıyor. Yanında ev yapımı burduf adı verilen tuzlu koyun peyniri ve kuzu sucuğu servis ediliyor. Bölgenin geleneksel erik içkisi palinka ise soğuk dağ havasında sofraya eşlik ediyor. Samir için buraya gelmek aile geleneğinin bir parçası. Büyükbabası ve büyük büyükbabası da aynı dağlara gelmiş. Onun için dağların en değerli tarafı ise sessizlik: kuşların, ormanın ve vahşi hayvanların seslerini dinleyebilmektir.
Göller, Ayılar ve Dağ Yürüyüşleri
Gezinin son bölümünde Turul Guesthouse’ta konaklanıyor. Ardından Mini Transylvania Park’ta Transilvanya’nın kaleleri, sarayları ve kiliselerinin minyatürleri görülüyor. Yakındaki Insect Park ise hareketli böcek modelleriyle özellikle çocuklar için farklı bir deneyim sunuyor.
Harghita Dağları’nın en yüksek noktası olan 1.801 metrelik Harghita Mădăraș zirvesine yapılan yürüyüş ise hava koşulları nedeniyle daha zorlu geçiyor. Gök gürültüsü ve yoğun yağmur, zirvedeki manzarayı bulutların arkasında bırakıyor. Băile Homorod yakınlarındaki ormanlık alanda ayıları izlemek de gezinin önemli duraklarından biri oluyor. Daha sonra Zetea Gölü’nde kayak yapılıyor. Ormanlarla çevrili gölde kürek çekmek, bölgenin sakinliğini deneyimlemenin en güzel yollarından biri haline geliyor.
Transilvanya’nın Asıl Hazinesi
Transilvanya’yı yalnızca Drakula kaleleriyle tanımak, bölgenin sunduğu deneyimin büyük bölümünü kaçırmak anlamına geliyor. Harghita’nın ormanları, dağları, gölleri ve vahşi yaşamı, Romanya’nın çok daha sessiz ve doğal bir yüzünü ortaya çıkarıyor.
Burada asıl etkileyici olan şey belirli bir yapı ya da turistik merkez değil. Dağların ortasında geçirilen sessiz saatler, uzaktan görünen ayılar, ormanların arasından ilerleyen yollar ve göl üzerinde kürek çekerken hissedilen yalnızlık, bölgeyi unutulmaz kılıyor. Transilvanya’nın bu yüzünde vampirlerden çok doğa, özgürlük ve huzur ön plana çıkıyor.