Gerçekle Barışmak

· Yaşam Tarzı Ekibi
Gecenin 3’ünde yaşanan o tanıdık an vardır. Ne tam uyuyabilirsiniz ne de gerçekten uyanıksınızdır.
Zihniniz aynı olayı tekrar tekrar yargılar, keşke söyleseydim dediğiniz cümleleri kurar ve çoktan yaşanmış bir gerçeği değiştirmeye çalışır. Oysa gerçeklik, hiçbir zaman bu hayali mahkemeye gelmez.
Psikolojinin söylediği şey de tam olarak budur: Değiştirilemeyen bir gerçekle savaşmak çoğu zaman cesaret değil, acıdan kaçınmanın en saygın biçimidir.
“Bunu kabul et” cümlesi birçok insanda aynı tepkiyi uyandırır. Sanki vazgeçmek, boyun eğmek ya da yaşanan haksızlığı onaylamak isteniyormuş gibi hissedilir. Oysa kabul bunların hiçbiri değildir. Kabul etmek, olanı iyi ya da kötü diye etiketlemeden önce onun varlığını tanımaktır. Bu, pes etmek değil; bulunduğunuz ana gerçekten adım atmaktır. Vazgeçmek yaşanan anı terk eder. Kabul ise tam tersini yapar ve hayatın yaşandığı odaya geri döner. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), insanların acı veren düşünce ve duygularla savaştıkça onların hayat üzerindeki etkisini artırabileceğini öne sürer. Psikolog Steven Hayes’in sıkça vurguladığı gibi, direnilen şey çoğu zaman ceza olarak değil, doğanın işleyişi gereği varlığını sürdürür. Gece boyunca aynı konuşmayı zihinde tekrar etmek, sonucu değiştirmez. Ancak hissetmeniz gereken duyguyla yüzleşmeyi geciktirebilir.
Bu nedenle gerçeklikle verilen savaş, çoğu zaman çözüm üretmekten çok meşguliyet yaratır. Psikolog ve meditasyon eğitmeni Tara Brach, “Radikal Kabul” yaklaşımını kişinin kendisini ve hayatını olduğu haliyle deneyimlemeye istekli olması olarak tanımlar. Buradaki kritik kelime istekliliktir. Yaşanan olayı sevmek ya da haklı bulmak gerekmez. Sadece onun var olduğunu inkâr etmeden görebilmek gerekir.
Kabul, beyaz bayrak çekmek değildir. Tam tersine, ayağınızı sağlam zemine basmanızı sağlayan cesur bir başlangıçtır. Önemli bir ayrım vardır. Kabul, değiştirilemeyen gerçekler içindir. Eğer ortada toksik bir iş, saygısız bir ilişki ya da mücadele edilebilecek bir adaletsizlik varsa, kabul son durak değildir. Önce gerçeği bütün açıklığıyla görmek gerekir. Çünkü sağlam bir zemin olmadan hiçbir sıçrama yapılamaz. Değişim, gerçekle kavga etmeyi bıraktığınız noktada mümkün hale gelir.
Zihniniz aynı davayı yeniden açtığında şu dört adımı deneyebilirsiniz:
Gerçeği tek bir yalın cümleyle tanımlayın. Sadece olguyu söyleyin, yorum eklemeyin.
Bedeninizde nerede gerildiğinizi fark edin. Çene, yumruk ya da tutulmuş nefes çoğu zaman ilk ipucudur.
Kendinize şu cümleyi söyleyin: “Olan bu. Bunu yaşamaya gönüllüyüm.”
Ardından tek bir soru sorun: “Bu doğruysa, önümüzdeki bir saat içinde benim için gerçekten önemli olana doğru atabileceğim tek adım ne?” Bu egzersiz zorluğu ortadan kaldırmaz. Ancak sizi yeniden harekete geçebileceğiniz ana geri getirir. Hiç kimse zihnindeki yargılamaları tamamen durduramaz. Asıl beceri, o mahkemeye girdiğinizi fark edip yeniden hayatın içine dönebilmektir. Kabul, bir düğmeye basıp sonsuza kadar açık bıraktığınız bir durum değildir. Hayat boyunca tekrar tekrar çalışılan bir beceridir. Ve çoğu zaman değişimin mümkün olduğu ilk an, savaşmayı bıraktığınız andır.