Tarot’un Gizemli Tarihi

· Fotoğraf Ekibi
Milano’nun son orta çağ kapılarından birinin yakınında, kapalı dükkânların arasında küçük bir atölye kapısı bulunuyor.
İçeri adım atanları yıldızlar, iskeletler ve “aptal” figürleriyle dolu, altın işlemeli gizemli bir dünya karşılıyor.
Burası, İtalya’nın en önemli tarot zanaatkârlarından bazılarının çalışmalarını sürdürdüğü Il Meneghello adlı atölye. Tarot bugün birçok kişi için bir oyun ya da fal aracı olarak görülse de, bu dükkânın eski sahibi Osvaldo Menegazzi için her zaman öncelikle bir sanat dalıydı.
2021 yılında hayatını kaybeden Menegazzi, dünyanın en eski ve en ünlü tarot destelerinin el boyaması kopyalarını büyük bir titizlikle hazırlamasıyla tanınıyordu. Çalışma masası hâlâ onun bıraktığı gibi duruyor; boya kutuları, fırçalar ve çeşitli malzemeler geçmişten kalan bir anı gibi yerlerini koruyor.
Menegazzi’nin ölümünden sonra atölyeyi, sanat tarihçisi ve tarot uzmanı olan yeğeni Cristina Dorsini yönetmeye başladı. Ziyaretçilere amcasının oluşturduğu değerli koleksiyonları anlatan Dorsini, tarotun yalnızca kartlardan ibaret olmadığını düşünüyor.
Atölyede kedi temalı tarot, İbrani tarot ve üzerinde Ölüm figürünün kıvrımlı bir pipo içerken tasvir edildiği “sigara içenler tarotu” gibi sıra dışı desteler bulunuyor. Menegazzi hayatı boyunca 100’den fazla deste yayımladı ve bunların bir kısmını kendi tasarladı. Dorsini’ye göre her deste, “bir bilgelik hazinesi” taşıyor.
78 karttan oluşan sembolik dünya
Tarot destelerini birbirine bağlayan temel özellik, genellikle 78 karttan oluşan klasik yapılarıdır. Bu kartların 56 tanesi, modern iskambil kartlarına benzeyen numaralı “küçük arkana” bölümünü oluştururken, 22 kart ise gizemli karakterler ve semboller içeren “büyük arkana” grubunda yer alır. Kartlarda yıldızlar, kupalar, asalar ve tılsımlar gibi semboller bulunur. Dünya, Adalet ve Denge gibi kavramların yanı sıra Deli, Âşıklar ve Münzevi gibi karakterler de tarotun en bilinen figürleri arasındadır. Tarot kartları 15. yüzyıl İtalya’sında gelişmiş sofistike bir oyun olarak ortaya çıkmış olsa da, geçen 500 yıl içinde çok farklı anlamlar kazanmıştır.
Kartların belirsiz ve çok katmanlı sembolleri, zamanla geleceği yorumlamak isteyen falcıların ilgisini çekmiştir. Ancak Dorsini ve amcası Menegazzi, tarotun esas değerinin sanat ve tarih olduğunu savunuyordu. Atölyedeki bir tabelada açıkça “Fal bakmıyoruz” yazıyor.
600 yıllık kartların peşindeki araştırma
Menegazzi’nin ün kazanmasının en önemli nedenlerinden biri, tarihi tarot destelerini araştırmak ve yeniden üretmek için yıllarını harcamasıydı. Bazı eski destelerden günümüze yalnızca birkaç kart ulaşmış durumda. Bu nedenle bu eserlerin yeniden oluşturulması büyük bir uzmanlık gerektiriyor. 2021 yılında Menegazzi, yaklaşık 600 yıl sonra ilk kez bu kadar eski bir desteyi yeniden üretmeyi başaran kişi oldu. Bu destelerden biri olan Sola Busca tarotu, günümüzde tamamen korunmuş en eski tarot destesi olarak kabul ediliyor ve 15. yüzyılın sonlarına tarihleniyor. Modern tarotla karşılaştırıldığında Sola Busca oldukça farklı görünüyor. Büyük arkana kartlarında alışılmış figürler yerine antik dönem karakterleri ve Roma İmparatoru Neron gibi karanlık tarihi kişilikler yer alıyor. Araştırmacı Peter Mark Adams, bu desteyi “inatçı ve tamamen garip” olarak tanımlıyor. Ona göre kartların bu sıra dışı yapısı, tarotun yalnızca eğlence amacı taşımadığını düşündüren önemli bir ipucu olabilir.
İlk tarot desteleri gerçekten oyun için miydi?
Tarotun kökenlerini araştıran bilim insanları, Milano’daki La Venaria Reale Kültürel Miras Koruma ve Restorasyon Merkezi’nde önemli çalışmalar yürütüyor. Merkezin bilimsel laboratuvarlarının yöneticisi Federica Pozzi ve ekibi, dünyanın en eski tarot kartlarından bazılarını gelişmiş görüntüleme teknikleriyle inceliyor. New York’taki Morgan Library & Museum, Yale Üniversitesi Kütüphanesi, Metropolitan Museum of Art, National Gallery of Art, Yale Koruma Araştırmaları Enstitüsü ve Chicago Sanat Enstitüsü gibi altı farklı kurumla yapılan çalışmalar sayesinde kartların görünmeyen katmanları analiz edildi. Araştırmacılar, bazı kartlardaki filigranları inceleyerek dünyanın en eski tarot destelerinden birinin 1437 ile 1442 yılları arasında üretildiğini kesin olarak belirledi.
Visconti-Sforza desteleri olarak bilinen bu kartlar, modern tarotun temelini oluşturan en eski örnekler arasında kabul ediliyor. Tarihi belgeler, tamamlanmamış Visconti di Modrone destesinin Milano Dükü Filippo Maria Visconti’nin kızı ile güçlü Sforza ailesinin kurucusu Francesco Sforza’nın düğün hediyesi olarak hazırlandığını gösteriyor.
Uzun yıllar boyunca bu kadar gösterişli kartların yalnızca sanat eseri olduğu düşünülüyordu. Ancak Pozzi’nin araştırmaları, kartların gerçekten kullanıldığını ortaya çıkardı. Yıpranmış kenarlar, silinen boyalar ve değiştirilen bazı kartlar, destelerin sadece sergilenmek için değil, oyun amacıyla da kullanıldığını gösterdi.
Tarotun mistik anlam kazanması
Tarotun sadece bir kart oyunu olmadığı fikri özellikle 18. yüzyılda güç kazandı. Rönesans döneminin ardından tarot üretimi Fransa’ya taşındı ve burada sanatçılar, düşünürler ve kart yorumcuları bu sembollere daha derin anlamlar yüklemeye başladı. 1770 yılında Jean-Baptiste Alliette, Etteilla takma adıyla kartlarla fal bakma yöntemlerini anlatan ilk rehberlerden birini yayımladı. Aynı dönemde Fransız din adamı Antoine Court de Gébelin, tarotun kökenlerini eski Mısır bilgeliğine bağlayan teoriler ortaya attı. Ancak bu iddiaların bilimsel bir kanıtı bulunmuyor. Stockholm Üniversitesi’nden Egil Asprem, tarot kartlarının kökeninde veya yayılmasında Roman topluluklarının önemli bir rol oynadığına dair hiçbir kanıt olmadığını belirtiyor.
Modern dünyada tarotun yeniden doğuşu
Bologna’nın güneybatısındaki dağlarda bulunan Uluslararası Tarot Müzesi, tarot sanatının farklı dönemlerini bir araya getiriyor. 2007 yılında Morena Poltronieri ve Ernesto Fazioli tarafından kurulan müzede tarot kitapları, işlemeler, sanat eserleri ve hatta yenilebilir tarot kartları bile bulunuyor. Fazioli’ye göre her kartın temelinde evrensel bir fikir olsa da, her sanatçı tarotla farklı bir amaç kuruyor. Psikiyatrist Carl Jung da 1933 yılında tarot sembollerinin gücünü “psikolojik imgeler” olarak değerlendirmişti. Ona göre kule, deli veya diğer semboller, insanların bilinçaltındaki arketipleri temsil ediyordu.
Jung’un çalışmalarından sonra tarot, özellikle Amerika’daki Yeni Çağ hareketinde önemli bir yere sahip oldu. Zaman içinde feminist tarot desteleri, siyah kültürünü merkeze alan tarotlar ve farklı toplulukların kendi yorumlarını kattığı modern desteler ortaya çıktı.
Tarot günümüzde neden yeniden popüler?
Son yıllarda tarot özellikle sosyal medya platformlarında yeniden büyük ilgi görüyor. TikTok gibi platformlarda kart yorumları ve fal içerikleri yaygınlaşırken, bazı satıcılar 2008 ekonomik krizi ve Covid-19 pandemisi gibi belirsizlik dönemlerinde satışlarının ikiye, hatta üçe katlandığını belirtiyor. Ancak uzun süredir tarotla ilgilenen bazı kişiler bu popülerliğe temkinli yaklaşıyor. San Francisco’da astrolog ve tarot okuyucusu olan Jessica Lanyadoo, bazı insanların kartlardan hayatlarının her küçük kararını yönetmesini beklediğini söylüyor. Araştırmacı Helen Farley ise tarotu “kullanıldığı toplumun aynası” olarak tanımlıyor. Bugün tarot, kimi insanlar için ticari bir ürün, kimileri için manevi bir araç, kimileri için ise geçmişten gelen büyüleyici bir sanat eseri olmaya devam ediyor. Belki de tarotun asıl sırrı, kesin cevaplar vermesinde değil; insanların kendilerini ve dünyayı anlamlandırma çabalarını yansıtan güçlü semboller taşımasında yatıyor.