Hikâyenin İçinde

· Eğlence Ekibi
Filmlerden önce dağıtılan o ilk 3D gözlükleri hatırlıyor musun?
Işıklar söner, gözlüğü takarsın ve bir anda her şey sana doğru gelmeye başlar.
Kar taneleri yüzüne çarpacakmış gibi olur, uzanan bir el refleksle geri çekilmene neden olur. O anlar adeta sihir gibiydi.
Şimdi bir an dur ve şunu hayal et: Karı sadece görmek değil, o fırtınanın tam ortasında durmak… Başını çevirdiğinde arkandaki dağı görmek, solundan gelen ayak seslerini duymak. Bu artık bilim kurgu değil. Gerçek oluyor. Üstelik hikâye anlatımını kökten değiştiriyor.
Artık filmleri sadece izlemiyoruz. Onların içine giriyoruz.
Sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) sayesinde izleyici ile hikâye arasındaki çizgi giderek siliniyor. Büyük bütçeli filmler hâlâ sinema salonlarını dolduruyor olabilir ama asıl sessiz devrim; evlerde, müzelerde ve geçici sergi alanlarında yaşanıyor. Çünkü burada izleyici pasif değil, doğrudan katılımcı.
Koltuktan Sahnenin Ortasına: VR ile Anlatının Değişimi
Klasik sinemada yönetmen senin neye bakacağını belirler. Kamera nereye dönerse gözün de oraya gider. VR ise bu kontrolü tamamen sana bırakır. Gözlüğü taktığın anda, bakış açısını sen seçersin.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Alejandro González Iñárritu’nun “Carne y Arena” adlı VR deneyimidir. Birdman ve The Revenant’ın yönetmeni olan Iñárritu, bu çalışmasında seni gecenin ortasında bir çölün içine bırakır. Sınırı geçmeye çalışan göçmenlerle birlikte yürürsün. Nefeslerini duyarsın, gölgelerini görürsün. Helikopter ışığı üzerine geldiğinde, bedenin zihninden önce tepki verir.
Bu bir film değildir.
Bu, akıldan kolay kolay çıkmayan bir deneyimdir.
Medya psikoloğu Dr. Sarah Hill bu durumu şöyle açıklar:
“VR, beynimizin mekânsal hafızasını ve duygusal merkezlerini düz ekranların yapamadığı şekilde harekete geçirir. Bir sahnenin içinde olduğunuzda, beyin bunu gerçek bir anı gibi algılar.”
Bu yüzden VR anlatılarını deneyimleyen kişiler, aynı hikâyeyi televizyonda izleyenlere kıyasla çok daha güçlü bir empati kurduklarını söylüyor. Burada mesele gösteriş değil, bağ kurmak.
Bir mültecinin yolculuğunu izlemiyorsun; onun bir anını paylaşıyorsun.
Bir karakterin korkusunu seyretmiyorsun; o korkuyu yaratan ortamın içindesin.
Yalnızlığı görmüyorsun; tüylerini diken diken eden bir sessizlikle çevriliyorsun.
Bu yüzden yönetmenler de anlatım dilini değiştiriyor. Hızlı kurgular ve keskin sahneler yerine; katmanlı sesler, ortam hareketleri ve birden fazla hikâye yolu olan dünyalar tasarlanıyor. Senin dikkatinin nereye kaydığı bile anlatının bir parçası hâline geliyor.
AR: Hikâye Ekrandan Taşıyor
VR seni bulunduğun ortamdan koparır. AR ise tam tersini yapar: Hikâyeyi senin dünyana getirir.
Evde bir gerilim filmi izlediğini düşün. Bir anda filmdeki ipucu, tabletinden bakınca sehpanın üzerinde beliriyor. Döndürebiliyor, inceleyebiliyorsun. Ya da bir çocuk filmi, çizgi bir karakteri bahçene yansıtıyor; çocuk dışarı çıktıkça karakter onu takip ediyor.
İşte AR tam olarak budur.
“Doctor Who: The Edge of Reality” buna erken örneklerden biridir. Mobil cihazlar üzerinden oynanan bu deneyim, izleyiciyi dizinin evrenine dâhil eder. Evde çözülen bulmacalar, hikâyenin bir parçası olur. Kendini gerçekten TARDIS’in içindeymiş gibi hissedersin.
Niantic (Pokémon GO’nun yapımcıları) ve Magic Leap gibi şirketler, kamusal alanlarda AR tabanlı film deneyimlerini test ediyor. Londra’da yapılan bir AR yürüyüş turunda, kullanıcılar sokak köşelerinde beliren hayaletimsi karakterlerle karşılaştı. Bu karakterler, günler boyunca devam eden bir hikâyeyi parça parça anlattı.
Bu ne anlama geliyor?
• Hikâye, bulunduğun mekâna göre şekilleniyor
• İzlemek fiziksel bir eyleme dönüşüyor
• Yeni bölümü beklemek, sokağın karşısına geçmek demek oluyor
Evde Film Gecesi Artık Ne Anlama Geliyor?
Bu deneyimler için servet harcamana gerek yok. Giriş seviyesi VR gözlükleri ulaşılabilir fiyatlarda. Çoğu akıllı telefon da AR uygulamalarını destekliyor. Within ve YouTube VR gibi platformlarda, kısa ama etkileyici ücretsiz içerikler bulunuyor.
Stüdyolar da boş durmuyor. Warner Bros., izleyicilerin film evrenini önceden keşfedebildiği AR fragmanlar denedi. A24 ise “Everything Everywhere All at Once” için filmin çoklu evren temasını yansıtan sürreal bir VR deneyimi hazırladı.
Ama asıl kırılma noktası şu: İzleyici artık yaratım sürecinin bir parçası.
VR anlatımının öncülerinden Chris Milk bunu şöyle özetliyor:
“Geleneksel sinemada duvardaki sineksin. VR’da ise odadaki hayaletsin.”
Elbette zorluklar var. Herkes gözlük takmayı sevmiyor. Bazı kullanıcılar baş dönmesi yaşayabiliyor. Uzun VR filmleri teknik nedenlerle hâlâ sınırlı. Ancak yön belli: Gelecek, daha büyük ekranlardan değil; daha derin deneyimlerden geçiyor.
Bir dahaki sefere “oynat” tuşuna basarken kendine şunu sor:
Hikâyeyi izlemek mi istiyorum, yoksa içine girmek mi?
Teknoloji hazır. Salonun bir sonraki sinema olabilir.
Ve sen? Artık sadece izleyici değilsin.
Sahnenin bir parçasısın.